İlk olarak hepimizin bildiği bir gerçekten bahsederek başlamak istiyorum bu yazıya, “Devletimizin adı”;Türkiye Cumhuriyeti, evet, hepimizin bakıp ta göremediği incelik devletimizin isminde yatmaktadır, yani Türkiye de.
Türkçesi iyi olanlar iyelik eki denen ekin ne işe yaradığını hatırlayacaklardır. Bu ek(ler) sonuna geldiği kelimeye aitlik anlamı katarlar ki adı da bu sebepten ötürü iyeliktir.İye kelimesi sahip anlamına gelir, Türkiye de Türklere ait olan demektir. Devletimizin ismi seçilirken bile ne kadar ince düşünülmüş, devrin devlet adamlarına, Atatürk'e hayran olmamak elde değil.
Peki o vakitlerde Türkiyede Kürtler yaşamıyor muydu?Tabii ki yaşıyorlardı, bu duruma karşı çıkmadıkları da bir gerçek, bunun nedeni de bence torunlarının aksine onların Türk üst kimliğini kabul etmekte bir zorluk görmemiş olmalarıdır. Esas itibariyle zaten kelime anlamı açısından bakıldığında Türk olmakla Türkiyeli olmak açısından pek bir fark yoktur.
Anayasamızdaki “Türkiye devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür” tanımı da devletin ismi ile desteklenmiştir. Böylelikle Türk vatandaşı olan herkesin Türk devletinin sahibi olduğu anlatılmıştır.Hatta bir bakıma Türkiyeli olmak Türk olmaktan daha vahimdir; Türkiyeli bir Kürt olduğunuzu savunuyorsanız, söyleminizin doğasından gelen bir şekilde Türklere ait topraklarda yaşayan ama oranın sahibi olmayan bir nevi kiracı olduğunuzu ve hak iddia edemeyeceğinizi kabul etmişsinizdir.
Bunun dışında PKK denilen örgütün hangi sebeplerden ötürü güneydoğu Türkiye'yi kürdistan olarak gördüğünü anlaşılamamaktadır. Hangi dayanakla böyle bir hak iddia etmektedir?Eğer geçmişten gelen bir haktan söz ediliyorsa, bu bölgede onlardan evvel Bizanslılar bulunduğundan Türkiye den hak iddia edebilecek yegane ülkede Yunanistan olurdu.
Muhtemelen PKK nüfus yoğunluğundan bahsedecek ve güneydoğu Türkiye'de Kürtlerin daha yoğun olarak bulunduğundan dem vuracaktır, bu durum kısmen doğrudur. Yani şu an güneydoğuda Türkten ziyade Kürtler çoğunluktadır fakat bu bir şey ifade etmez çünkü Kürtler zaten Türkiye'nin her bölgesinde inanılmaz bir hızla çoğalmışlardır, her ilde Türkiye ortalamasının üstünde artmışlardır. Mersini görenler bilirler, 1965'lerde sadece 500 e yakın Kürt'ün yaşadığı Mersin şimdi neredeyse bir Kürt şehrine dönüşmüştür. Tabii ki bizim Kürt vatandaşlarımıza bu konuda bir diyeceğimiz yok, bu ülke bit tabii ki onlarındır da ancak bölücük ve bunun gibi devlete ve millete zarar verici eylemlerde bulunmamak kaydı ile... Şimdilerde PKK sempatizanları da çoğaldığından bu nüfus artışının da planlı bir şekilde yapılmış olabileceği geliyor aklıma. Aynı artışla giderlerse 2050 yılında Türkiyede Türkler azınlık durumuna düşecekler. (Daha detaylı bilgi için bk. : Http
://www.turksolu.org/151/basyazi151.htm)
Neden PKK silaha sarılmıştır?
Bu grubun amacı Türkiye'yi bölmek olduğu için ve siyaset yoluyla bu yapılamayacağından -bence- bunlar silaha sarılmayı çare olarak görmüşler ki örgütün başındakiler onunda bir çare olmayacağını yıllar içinde anlamış olmalarına rağmen bu yolla gelen rant ve rahattan vazgeçememişlerdir.
16.11.2007 tarihli 32. gün programında geçen bir konuşmada söylenen şu cümle Kürt'leri savunduklarını düşünen zihniyetin nasıl bir temelden hareket ettiğini gösteriyor ; "..iki tarafında silahı bırakıp olaylara demokratik açıdan yaklaşması..". Bilmeyipte bunu dinleyende zanneder ki Türkiye Cumhuriyeti güneydoğudaki Kürt vatandaşlarımıza savaş açmış, onları yok etmeye çalışmışta bir grup özgürlükçü Kürt dağa çıkmışlar(!), bu olayda başından beri silahı tutan taraf PKK'dır ve silah bırakması gerekenlerde o taraftır zira bir devletin ordusunun kendi ülkesinde silah bırakması, vatandaşlarını teröre karşı savunmaması düşünülemez. Bu söylenen küstahlıktan başka bir şey değildir...
Kürtlerin Anadoluda ki geçmişi hakkında Kürtçeye bakarak yorumda bulunabiliriz. Kürtçe aslında Kürt'lerinde doğru düzgün bilmediği pek gelişmemiş bir dildir, kelimelerin bir çoğu diğer dillerden alınmıştır, kendine has bir dil bilgisi yapısı veya kelime yapısı var mı ben bilmiyorum ama Şırnaktaki Kürtle Diyarbakırdaki Kürt'ün birbirini anlamamasından anlaşıldığı üzere öyle bir şey de yok. Bu da genel olarak Kürt dili ve tarihinin uzunluğunu(!) göstermektedir.
Bunların dışında bu günlerde çoğumuzun kabul ettiği gibi Kürtçenin yasaklanması bir hataydı. Bu kararın alınmaması gerekirdi.(Belki de devrin devlet adamları hızla artan Kürt nüfusundan tedirgin olmuşlardır)
Her şeye rağmen sadece alınan karara bakarak yaygara koparanlar, sadece bu işin üstünden rant elde etmeye çalışanlardır. Bu karar alınmış olsa dahi pratikte (bazı durumlar hariç) uygulanmamıştır. Adliyelerde Kürtçe tercümanlar bulunmuş, kimseye Kürtçe konuşmayın baskısı da -halk tarafından- yapılmamıştır. Türkiye bir hukuk devleti olma iddiasındadır, dolayısıyla yasa koyucunun aldığı tüm kararlar gerekli kurumlarca -yeterli şeffaflıkla- uygulanacaktır, uygulanmalıdır zaten, buradan gelmek istediğim yer; zamanda Kürtçe konuştukları için tutuklananlar vb. gibiler olduysa bu kişisel olarak değil bir vazifeden doğan mecburiyetle yapılmıştır.(en azından ben öyle umuyorum)
Ben yıllar boyunca doğuda kaldım, Erzurumda, orası Türklerin daha çok olduğu yerlerden birisidir bilirsiniz. Yurtlarda kaldım ve haliyle Kürt arkadaşlarımız vardı, Kürtçede konuşurlardı ama hiçbirimiz onlara karşı tavır almazdık, garipte gelmezdi. Sonuç olarak Kürtler bu Kürtçe konuşturulmadı iddiasından vazgeçseler artık.
Peki şu sıralar herkesin diline pelesenk olan"Kürt sorunu" nedir? Neden Türkiyede Laz, Zaza, Gürcü vb. gibi sorunu olan milletler yoktur da Kürtler vardır.
Doğrusunu söylemek gerekiyorsa ben hala anlayamıyorum bunun ne olduğunu...
Tahminimce, ilk olarak bu sorunu Kürtler kendileri oluşturmuşlar, devleti ise kendilerine engel olmayarak böyle bir sorunun doğmasına yol açmakla suçlamaktadırlar(en mantıklısı da bu olurdu). İkinci olarakta bu sorunun temelinde Kürtlerin kendilerini ikinci sınıf vatandaş olarak görmeleri yer almaktadır, bunun temelinde ise bir kendim ettim kendim buldum vari sorun yatmaktadır: Hızla artan nüfusları, bu hızla çoğalan Kürt nüfusu zaten fakir olan(kim fakir değildi o zamanlar) Kürt'leri evlatlarını okutmaktan men etmiştir, eğitimsiz Kürt nüfusu da çoğalmış, sonradan yaptıkları göçlerle diğer şehirlere gelmişler ve oradaki huzuru kaçırmışlardır, yapacak işi olmayanlar yasa dışı yollara başvurmuşlar, temiz olamamışlar ve nezih olmayı becerememişlerdir. Bu kimseler zamanla oralardaki Türk kesim içinde sivrilmiş ve bu özellikleriyle bilinmeye başlamışlardır(Burada hepsinden söz etmesekte gerçekler aşikardır). Kendilerine bu ön yargı ile bakılmış ve belki bu sebeple ikinci sınıf vatandaş gibi hissetmişlerdir ama bunun temelinde de kendi yaptıklarının yattığını unutmuşlar, düzelecekleri yerde daha beter olup tavır almışlardır.
İlk tahmini de biraz açarsak; şu an Kürt halk önderi diye tanıtılmaya çalışılan aslında kundaktaki bebeğe kurşun sıkacak kadar cani olan Abdullah Öcalan sayesinde, ölen teröristlerler beraber 40000 kadar Kürt asıllı Türk vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Ayrıca bu örgütle başa çıkmak için harcanan 100 milyar dolar, GAP projesinin yavaşlaması, bölgeye gelen öğretmen, doktor, hakim vb. gibi kişilerin hedef alınması, özel sektöre saldırılması(fabrika yakmak gibi), bölgeye gelen otobüslerin yakılması, buna benzer birçok sebep bölgenin kalkınmasına set koymuştur, özellikle turistik açıdan çok çekici olan bu yerlere turistlerin gelmeyişi büyük kayıp olmuştur. 30 yılda 40000 kişilik iş gücü ve askeriyeye harcanan milyarlarca doların yatırıma dönüştürülmesi ve özel sektöründe yardımıyla güneydoğu çok daha farklı olabilirdi.
Bütün bunlara rağmen bazıları hala daha bunlara sebep olan hainden halk önderi diye bahsetmektedir, yazıklar olsun!
Asıl Kürt halkına ihanet eden onları arkalarından vuran PKK ve bunun gibi örgütlere destek verenlerdir...
Peki burada devletin hiç mi hatası yok?
Tabii ki var, ve de büyük hataları var. Devlet sadece terör örgütüyle mücadele etmiş, ezilen halkı ekonomik olarak koruyamamış bu hassas dönemde bölge halkını kendi safına çekememiştir. Güneydoğudaki feodal düzeni ortadan kaldıramamış, kamu hizmetlerine gereken önemi vermemiş(yol, hastane, okul vs. yapımı), aile planlaması yaptıramamış, tarlada çalıştırılmak üzere yapılan çocuklara engel olamamış ve belki de ikinci tahminimde yer alan soruna yol açmıştır.
Bu yapılamayanların bazılarınında etkisi ile cahil halk PKK'ya bel bağlamış, sözde vaatlerine kanmış veya onlardan yana durmaya mecbur bırakılmıştır, tüm bu sebeplerden ötürü yeni nesiller tamamiyle yalan olan uydurulmuş şeylere inanmışlardır.
Bu nesiller ki şimdi hiçbiri zamanında basılan köylerin Kürt köyleri olduğunu, vahşice katledilenlerin şimdi haklarını savunduklarını zannettikleri Kürt halkı olduğunu ve hatta hayran oldukları Abdullah Öcalan denen aşağılığın kendisiyle aynı fikirde olmayan Kürtlerin tavuklarına kadar öldürülmesini emrettiğini bilmezler.
Bu despot caninin bir halkın önderi ilan edilmesi o halka hakaretten başka bir şey değildir.
Sonuçta devlet zamanında yapması gerekenleri yapmadığı ve yapmaması gereken bazı şeyleri yaptığı için hatalıdır.
Ancak Kürt halkı psikopat bir hastanın kendilerine bu kadar zarar vermesine izin verdikleri, makus talihlerini (feodal düzen) yenmek için çalışmadıkları, Abdullah Öcalan'ın aslında bir hain olduğunu anlayamadıkları, örgütün yaptıklarına sessiz kaldıkları için daha da hatalıdırlar.
Bütün bunların ışığında anlaşılıyor ki Kürt sorunu diye bir şey yok, var olduğu iddia edilen sorun ise Türkler ve devletle alakasız, Kürtler onu kendileri çözmelidir.(Daha eğitimli, daha nezih, daha temiz olmak ve daha az çoğalmak gibi, Allah rızkını verir diyerek çoğalmamaları, sadece yemekle adam olunmayacağını anlamaları gerekmektedir.)