1 Mart 2008 Cumartesi

Kürtçe ne?

Kürtçe diye bir dil yoktur!...
Evliya Çelebi 15 ayrı lehçe saymıştır. V.Minorksky de Farsça'dan farklı özellikler gösteren bir çok lehçe'den söz eder. (23)

Rusya'nın Erzurum konsolosu olarak görev yapmış olan Auguste Jaba, 1860 yılında Kürtçe üzerine derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra da Sen Petersburg Bilimler Akademisi'nin F. Justi isteği üzerine Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat'taki 8378 kelimelik bir "Kürtçe" sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra da V. Minorsky gibi kürdologlar tarafından bu sözlük tasnif edilmiştir. Buna göre:


3080 kelime ............. türkçe

1030 kelime ...................Farsça
1200 kelime .......... Zend lehçesi
370 kelime ............... Pehlevi lehçesi
2000 kelime .............. Arapça
220 kelime ........... Ermenice
108 kelime ......... Keldanî
60 kelime ......... Çerkesçe
20 kelime ................ Gürcüce
300 kelime ........ menşei belli olmayan

olduğu anlaşılmıştır. (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 119)
Ahmet Buran'ın "Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Haznesi" başlıklı araştırması, "Kürtçe'de var olan 2000-3000 Arapça ve Farsça kelimenin (aslında sözlüğe bakarsanız 5500) %80'inin Osmanlı Türkçesi, %40-50'sinin de bugünün Türkçesi olduğu"nu ortaya koymuştur. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen sözlük de, ilkinden farklı değildir.

Öte yandan, Alman Prof. De Groot en az "1300 öncesine ait Göktürk ve Uygur Türkçesi'nden 532 kelimenin bugün "Kürtçe" diye bilinen ağızlarda hâlâ kullanılmakta olduğu"nu tesbit etmiştir. Bu kelimelerden bazıları şunlardır:


GÖKTÜRK...................Kürtçe.......................Anlamı
apa............................apo.........................amca
mın.............................min...................ben, benim, bana
ka.............................ka/ko..............aile büyüğü, yaşlı kişi
kent.......................gend/gund...................şehir, köy
buge..........................bug(e).......................gelin
kon.............................kon...................çadır, konak yeri
kutay.........................kutni.....................parlak kumaş
eke......................kako/kek/keko..................ağabey
eke..............................axe..........................ağa
kalın............................khalın...................başlık parası
lor................................lor....................süt, lor peyniri
iğit...............................eğit..........................yiğit
ilan...............................ilan..........................yılan

Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. Türkçe yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani "nev'i şahsına münhasır" bir dil yapısı vardır!..

Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep Orta Asya Türkleri'ne, özellikle Özbekler'e ve Tacikler'e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!..

Öte yandan ilk Türkçe sözlüğün neredeyse 1000 yıl önce Divan-ı Lugat-ıt Türk olarak Kaşgarlı Mahmud tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır... ve bu sözlük tümüyle Türkçe kelimelerden oluşur. Ayrıca Ali Şir Nevai'nin "Türkçe'nin Farsça'dan dahi üstün olduğu"nu oraya koyan 500 yıl önceki eserleri mevcuttur.

Nikitine'e göre, "Kürtçe'nin Hint-Avrupaî (Aryan) bir dilolduğu" tartışmalı olup, mutlak bir kabul değildir!.. Gürdal Aksoy ise, "Aryan" tabirinin Avrupa burjuvazisi tarafından uydurulmuş bir kavram olduğunu "su götürmez bir gerçek"sayar!.. (Kürt Dili ve Söylenceleri, sf. 148)

Bu "aryan" tezini Maurice Duvarger, "saçmalık" olarak niteler ve:

- "Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var kendi yok halk topluluğunu bir çok sözde bilgin bir yere yerleştirmeye çalıştı. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır,"

der ve, Aryan (Hint-Avrupaî) toplulukların bu tutarsız bilginler tarafından Hindistan'dan Kuzey Afrika'ya, Macaristan'dan Baltık bölgesine kadar 8 ayrı "çıkış noktası" gösterdiklerini belirterek saçmalıklara örnek diye verir!

F. Rödiger ve A.F. Pott "Kürtçe'nin Kaldece (SAMÎ) ile ilgisinin olmadığını, bu dilin İran menşeli olduğu"nu ileri sürerler. Prof. Vladimir Minorsky Kürtçe'yi Kuzey-Batı İran dillerinden biri kabul eder. Ancak bugnkü Farsça'dan ayırır. Kürtçe'nin Başka bir kökenden gelmesi gerektiğini ileri sürer!. Farkları şöyle sıralar:

Telâffuz farkları,

Şekil Farkları,

Nahiv (cümle yapısı) farkları,

Kelime farkları,

Ses değişimleri farkları.

[B]Bu büyük farklardan sonra, Kürtçe eğer Sami değilse, eğer Fars (Hint-Avrupaî) değilse, başka ne olabilir?.. Tabii ki, Ural-Altay kökenli!.. [/B]

Kürtçe Ağızlar şöyle sıralanabilir:

Kırmanç : Büyük Zap Suyu'nun Dicle'ye bağlandığı noktadan yukarıya, Zap Suyu boyunca, Urumiye Gölü'ne kadar çizilen hattın yukarısında kalan bölgede konuşuluyor.

Soranî: Bu hattın altında Irak ve İran'da konuşuluyor. Soranî ile Kırmanç dilbilgisi arasındaki fark, İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadar büyüktür. Ancak kelimeler Felemenkçe ile Almanca kadar yakındır. Her iki ağız da köyden köye fark gösterir. Samandağ'la Kirmanşah arasındaki Kürtler, bugünkü Farsça'ya yakın bir dil konuşur.

Zazaca : Sivas-Erzincan-Malatya-Diyarbakır-Bingöl dairesinde konuşuluyor.

Gurânî : Halepçe'nin karşısında İran'da, ve Haningi'nin karşısında İran'da küçük birer dairede konuşuluyor. Zazaca ile Gurânî birbirleriyle bağlantılıdır. Bu da Zaza ve Gurânîler'in aynı ortak kökten geldiğini, muhtemelen Hazar Denizi'nin güneybatı yakasındaki Deylem ve Gilan taraflarından olduklarını gösterir. Bu yüzyıla kadar Süleymaniye bölgesindeki bazı köylülerin "Gurânî" olduğu, ve bölgedeki Kürtler'den farklı olduğu kabul edilirdi. Gurânî halkını, Gurânî konuşanları ve bu köylüleri aynı kökten kabul etmek şüphelidir. Yazar David Mc Dowall, Zaza ve Gurânîler'in Kırmanç ve Soranîler'den önce Zagros bölgesine geldiğini öne sürüyor.

Güney-Doğu Lehçeleri: Bu başlık altındakilerin küçük bir kısmı Haningin-İran sınırı arasında Irak'ta, ve Halepçe-Haningin-Kirmanşah-Sananda dairesinde konuşuluyor.

Zazaki'nin Kırmanç veya diye Kürt ağızlarından tamamen farklı olduğu ise V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima kesin bir dille ifade edilmiştir. Yani armutlar ile elmalar toplanıp "kürtçe" sayılamaz!.. Ne var ki, echel-ü cühelâ (cahiller cahili) politikacılarımız, aydınlarımız ve TRT yöneticileri hâlâ Zazaki'yi "Kürtçe lehçe" diye sunmakta, Avrupa Birliği'nin aynı yöndeki raporlarına sessiz kalmaktadırlar!

Kaldı ki, Kırmanç kelimesi dahi Türkçe kökenlidir!.. Kırmanç, Kurmanç, Gurmanç diye geçer, Kuman Türkleri ile bağlantısı bir yana; Kurman kelimesi Divan-ı Lugat-ıt Türk'te "gedelgeç, yay konan kap, yaylık" (Oğuz ve Kıpçak lehçeleri) anlamına geldiği belirtilir. Ayrıca Kurman büyük bir Türk boyunun adıdır. (Macar bilim adamı L. Rasonyi, Dünya Tarihinde Türklük, sf. 139,148) Kazak ve Kırgızlar'ın Cappas ve Maskar kollarından birer boyun adı da Kurman'dır... Yani iki Kurman oymağı ortaasya'da, bir Kurman-ç boyu da Anadolu'dadır!..

Kürtçe aslında "[B]diller karışımı bile olmayıp, kelimeler karışımı bir ağız[/B]"dır!... Özellikle Kırmançça kelimeler büyük ölçüde Türk yapısı üzerine kurulmuştur. [B]Kürtçe aslında, eski Türk lehçelerinde kaybolmuş kelimeleri çıkarmak için bulunmaz bir hazinedir![/B]

Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı [B]Karbelik[/B] der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki [B]Kar[/B]'ın yağacağını [B]Belli[/B] eden bu çiçeğe, bundan uygun [B]Türkçe[/B] bir ad olabilir mi?.. (24)

Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz Türkçe adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. Haldi-Halidi, Cafarlı-Caferli, (Abaza) Abhas-Abbas, Kuris-Kureyşi, Hasarenli-Hasenanlı gibi...

V. Minorsky, "Kürtlerin İranî sayılması, ırkî olmaktan ziyade; dil ve tarih mütalâalarına dayanmaktadır. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli Kardu adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların sonradan İran menşelilerle karışmış olduğunu ileri sürmek mümkündür," der.

Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı Kardular'ın Kürt olmadığını, Kürtler'in de İranlı, yani Aryan olmadığını göstermektedir.

Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki tek bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!

Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer Türkçe'yi andırır.

Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman Türkçe gibi

Özne + Tümleç + Yüklem

şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi

Özne + Yüklem + Tümleç

şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.

Örnekler:

Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe

Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... Türkçe

I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce

Min sev heye ... Ez dewlemend bum ... Kürtçe

Benim elmam var ... Ben zengin idim .... Türkçe

I have an apple ... I was rich ... İngilizce

Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe

O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe

There is neither water nor mud on that road ....İngilizce

Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe

Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... Türkçe

I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce

Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise... Kürtçe

Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz .... Türkçe

Come quickly, take your pencil, write my story... İngilizce

Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ'ye, ew dibiye na... Kürtçe

Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK'tür, o diyor ki, hayır... Türkçe

I say that Kırmanç is Turk, he says no... İngilizce

Vare, çay veho... Kürtçe

Gel, çay iç... Türkçe

Come, have tea.... İngilizce

Bu örnekler Hint-Avrupai olduğu iddia edilen "kürtçe" cümlelerin nasıl TURANİ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki [B]Ez[/B], Farsça gibi görünür ama aslı [B]Öz[/B]'dür. Ortaasya'da Türkler "[B]Özüm Kırgız[/B]" der... Bu ifadenin [I]Ez Kırmanç ım[/I] ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.

İkincisi [B]Min[/B]'dir ki, Anadolu Türkçesi'nde [B]Ben[/B], Azeri lehçesinde [B]Men[/B] şeklindedir. Ortaasya'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!...

Azeri'nin [B]Men Türkem[/B] demesi ile, ayırımcının [B]Mın Kırd Im[/B] demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında Mustefali (Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!..

Öte yandan Ortaasya'da [B]Kürt[/B] kelimesi [B]Kurt[/B] veya [B]Kırt[/B] olarak kullanılır. Bir Türk boyu olan [B]Başkırtlar[/B] gibi!...

İkinci şahıs Tu veya Te'dir ki, Sen'den bozma olduğu ortadadır... Üçüncü şahıs Ew'dir. "W" harfinin V'den farkı; birincinin ağzı "O" der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, Türkçe'de Tavuk derken çıkar... Böylece Ew'in aslında Eo olduğu ve "O" kelimesinden bozma olduğu görülür!...

Şu halde sıralarsak Min-Te-Ew, Ben-Sen-O'dan başka bir şey değildir!... (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991... Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk'tür. Han ünvanını Türkler'den başkası kullanmaz!)

"Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasanî dillerinde, diğer Aryan dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak (Türkler) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır.

Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir.

451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun Türk topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde Mugan Türkmenleri olarak bahsedilmektedir.. Bu Türkmenle Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.

Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış Türk boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e Türkmen adı verilmesi de bu dönemdedir.

Böylece Gurti-Kardu gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk defa bir Boy olarak Kürt adına Orhun kitâabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun Göktürk diye bilinen devletin içinde ve diğer Türk boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının Alp Urungu olduğu tartışma götürmez.

Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.

Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi Türkçe'dir ve zengin mânâlar taşır:

KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı

KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin
oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.)

KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)

KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)

KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak,
kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)

KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi)
kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)

KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi)

KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi)

(Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19)
Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı "Kürdî" diye adlandırdı... Kendisine, "Niye bu halının adı Kürdî?" diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?..

- "Çünkü bu tür halılar Afganistan'daki [B]dağlı bir kabile[/B] tarafından dokunur,"

dedi!.. Bu da bizim "Kürt" ifadesinin dağlı göçebeler için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir.


Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep Oğuz boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü Kürtlük, dağ göçebeliği demektir!

Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir...

Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin Gerdi aşireti reisi [B]Oğuz[/B] Bey'e sorar:

- "[B]Bu ad Türk adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?"

- "Bendeniz 21. Oğuz'um... Bizde baba evlâdına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır.[/B]

Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, Türkçe bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!...

Amcası Kılıç Bey de!.. Adı Türk, Koçbeyi aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!...
(Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31)

Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde Türkçe'dir!..

Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!..

Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet...çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!... Çünkü bir Japon dil uzmanının dediği gibi 30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!...

Sırada "kürtçe" eğitim var!... Avrupa Birliği'nin istediği ve onların bu ülkedeki uşaklarının "başüstüne" deyip hemen yerine getirmeye çalıştığı her "emir" gibi bu hususu da yakında gerçekleştirmek için kolları sıvayacaklardır.

Ama bakın Yalçın Küçük ne diyor:

- "Paris Üniversitesi'nde, belki de dünyanın en iyi Doğu Dilleri üniversitesinde, Farisî, Soranî, Kırmançi tahsil ettim."

- "Paris'te pek çok Kürt vardı, (ama) sınıflarımda hiç Kürt yoktu!.."

- "Bir Türk (ben), sevimli bir Japon, Türk Harp Akademisi'ne gelecek bir Fransız yarbay, Paris polis departmanından bir komiser, dedesi Sovyet komünizminin kuruluşuna katılmış, adı Tanya bir İsveçli hanım, üç yıl sınıf arkadaşı olmuştuk."

- "Enstitü'de Kürt öğrenci yok muydu?..

-(El Cevap:) Çoktu!.. Ve bunlar Türkoloji okuyorlardı!.." (Tekelistan, 2004)

Fransa'da Kürtler'e baskı mı var?.. Yok!.. Üstelik yağız bir Kürt delikanlısının azad kabul etmez kölesi ve de metresi Bayan Mitterand başta olmak üzere, tüm Fransa'nın kürtçülüğü, kürt bölücülüğü desteklediği düşünülürse, Yalçın Küçük'ün bu tesbiti ibret vericidir.


_________________________
(23)- Yavuz, Edip; aynı eser.

"Kürt" tarihçi Celile Celil bunu destekler mahiyette şöyle diyor:

"Zazaki ve Kuzey Sorani Güney Kürtçesidir. Benim konuştuğum Kuzey Kürtçesidir. Bundan başka Gorani var, Lori var, Mukri var... Kurmançi Arap dilinin etkisi altındaydı... Sorani ise Fars edebiyatı(nın)..."
(Yeni Ülke Gazetesi, 1992 sayı 28)

(24)- Yavuz, Edip; aynı eser.

Bir başka örnek te Kürt ayırımcılar tarafından verilmektedir. Bu kişiler bölgeye sahip çıkabilmek için Nemrut Dağı'ndaki heykellerin ait olduğu KOMMAGENE Krallığı'na bir kulp bulmuşlardır. Sözüm ona bu ad Kürtçe "KONE GİYA = herkesin çadırı" ifadesinde gelmekteymiş!..

KON gerçekten Kürtçe'de çadır demektir. Ama bu kelime öz-be-öz Türkçe'dir!.. Bir yere "konmak"tan gelir. Türk göçebe kültürünün temel kavramlarından birini teşkil eder. O kadar ki, KONAK kelimesi şehir kültürüne bile yansımıştır. konaklamak, konuk bir yana; şimdinin göçebeleri [I]Gece-Kondu[/I]'larda dur-durak bulur!..

Yani Kürt ayırımcılar, dil tahlilleri ile bize çok yardımcı olmaktadırlar!..
(Kafaoğlu, A.Başer-Yücel, Müslim; "Kurtarıcı mı, Masal mı?"
Özgür Gündem Gazetesi, 27.7.1992 günlü sayısı)

[URL="http://www.angelfire.com/tn3/tahir/"]Son 2 yazı için kaynak[/URL]

Kürtlerin Kökeni

Kürtlerde aslında Türk, bu halde Kürtlerden başka bu cümleyi telaffuz etmeye çekinen olmadığına göre ve Kürtlerde esasen Türk olduğuna göre rahat rahat söyleyebiliriz. (Türk'ün üst kimlik olduğunu kabul etmeyenler için)

Yabancı sözde bilim adamları yetmezmiş gibi, Dr. Cemşid Bender adlı biri bir süre Teori dergisinde yazdı, çizdi; Kürtler hakkında kitaplar yayınladı... Yazdıklarının pek çoğunu da General İhsan Nuri adlı kişinin "Kürtlerin Kökeni" adlı kitabına dayandırmış bulunuyor.
Halbuki yerli yabancı pek çok tarihçi tarafından Mezopotamya tarihi üzerine kaleme alınmış yüzlerce eser var!.. Bunlar ne generalliği (!) kendinden menkul Nuri'yi, ne de doktorluğu(!) kendinden menkul Bender'i doğruluyor!

Cemşid Bender'e göre "Kürtler Anadolu'nun en eski halkı!.. Uygarlıkta önemli buluşları ile insanlığı ayağa kaldıran, yürüten muhteşem, muazzam bir halk!" (Kürt Tarihi ve Uygarlığı sf.9) Bender efendi öyle buyuruyor ama, niye ortalıkta bir tek Kürt medeniyetine ait eser olmadığını, neden Kürtçe yazılı kadim bir tek mezar taşı bile bulunamadığını açıklamıyor!

Lagaş Kralı Adadnan, M.Ö.2400'lerde Kurda halkından,
Ur Kralı Kmil Sin, Kurde halkından,
Hitit kralı Şubbilliluma, M.Ö.1370 yıllarında Gurde halkından,
Asur kitabeleri Kardaka bölgesinden ve Kurtiy topluluğundan

söz etmiş-miş......

Asur kralı Tugulti İnor, Gutiler'e Kurti diyormuş... (Gen. ihsan Nuri Kürtlerin Kökeni sf.33 ; Cemşid Bender, aynı kitap, sf.11)

M.Ö. 1280-1281'de Asur Kralı olan 1. Salmanasar ile ilgili kitâbede şu yazı varmış:

- "Bir yıldız gibi parlıyan Guti halkı yalnız çokluğuyla değil; azim, şiddet, dehşet ve yıkıcılıklarıyla da tanınmışlardır..."

Yine aynı kral yaptığı savaşlardan sonra yazdırdığı kitâbede:

- "Ararat sınırından [B]Tur[/B] Abdin'e kadar bu ülke içinde su gibi Guti kanı aktı."

diyormuş... Bender bunu delil gösterip bölgeyi "kürt ülkesi" ilân ediyor. Bölgede yaşıyan en eski halk Kürtler'miş!..

Peki, aynı kitabede geçen [B]Tur[/B] ne oluyor?.. Çoğulu [B]Turan[/B] olan bu kelime [B]Türkler[/B]'e işaret etmiyor mu?.. Bir yere ad vermeleri, onların orada çok eskiden bulunduklarını göstermez mi?..

Yine Cemşid Bender, bilinen ilk Guti kralının adının Emnatum olduğunu M.Ö. 3100 yıllarında yaşadığını, böylece Kürt tarihinin çok eskilere dayandığını öne sürüyor... (Kürt Tarihi ve Uygarlığı sf. 11)

Ama aynı sayfanın altında bir notu var: [B]Emnatum[/B] ismi [B]Sümerler[/B]'ce de kullanılmıştır!.. Nasıl olup ta [B]Sümerler[/B] ile [B]Gutiler[/B]'in aynı adı kullandığını söylemiyor!..

Bilindiği gibi [B]Sümerler[/B] en eski devlet kuran millet, ve [B]Sümerler[/B]'in [B]Türkler[/B]'in atası olduğu DİL benzerliği ile ortaya konmuştur. Aynı adı taşıdıklarına göre [B]Gutiler[/B] de [B]Sümerler[/B] ile akrabadır... Şu halde [B]Gutiler[/B] Kürtler'in atası olsalar dahi, bizim akrabamızdır... Bu tesbitler ayrılığı değil, aynı kökten olduğumuzu gösterir. Ancak durum hiç te öyle değildir!

[B]Guti-Gutium[/B] krallığına, [B]Crytie[/B] diye geçen halka pek sarılmış olan Dr. Bender, bu halkın [B]Gur Türkleri[/B] olduğu, kral adlarının da şimdiki Türkçe'ye bile yakın olan isimlerden oluştuğunu dile getirmiyor. (Teori Dergisi, Sayı 4, 1990)

Bu gerçeğin ta 1937 yılında, hem de bir yabancı profesörün tesbitleriyle ortaya çıkarılmış olduğundan hiç söz etmiyor!..

Ünlü Sümerolog Landsberger, "Ön Asya kadim Tarihi'nin Esas Meseleleri" adlı eserinde:

- "Gutlar veya Gutiler M.Ö.2150-1950 yılları arasında tarih sahnesinde görülmüşlerdir. [B]Türkler[/B]'le en yakın surette münasebettar olan, hatta belki de [B]ayniyet gösteren[/B] (tıpatıp benzeyen) kabile, [B]Gutlar[/B]'dır,"

der!.. (Kimmerler, Taner Tarhan, 1984 TTK)

Bundan haberi olmayan Cemşid Bender hızını alamaz, [B]Ararati[/B], [B]Khaldi[/B] ve [B]Subari[/B] gibi devletleri de Kürt gösteriyor. (Teori, aynı sayı) Kaynak olarak Rus yazarlarını veriyor... Hani şu, bölge halkını Kürt adı altında toplayıp, Türkler'e karşı ayaklandırmak için sun'i eserler veren Rus yazarları var ya, onlara dayanıyor.

Ama Edip Yavuz'un kelimelerden giderek [B]Subartu, Urartu, Kardu[/B] gibi devletlerin Türk kökenlerini çok daha bilimsel şekilde açıkladığından hiç bahsetmiyor!

Bender, "Profesör Speizer'in Gutiler ile Kürtler'in aynı soydan olduğunu açıkladığını" belirtiyor. Speizer neye dayanarak bunu diyor, bilmiyoruz ama, böyle bir durum ancak Kürtler'in Türk olması ile mümkündür.

Aslında her iki grup da [B]Gur[/B] Türklerinden gelmektedir... Ancak aralarında zaman farkı vardır. [B]Gur-Guz-Oğuz-Uz[/B] birbirinden farklı değildir.

Dr. Bender bunu biliyor, ama dile getirmiyor.

Bender, "Dr. Kontinov'un [B]Guti[/B] ve [B]Kassit[/B] halkının ârî olduğunu söylediğini" belirtiyor, yani her ikisini de Hint-Avrupaî ilân ediyor... ama delillerini ortaya koymuyor.

Halbuki Edip Yavuz, H.Zübeyr Koşay ve pek çok batılı yazar, dillerinden giderek bu halkların Aryan değil, [B]Turanî[/B] olduğunu ispat etmiş bulunuyor.

Bir topluluğun hangi ırka mensup olduğu ya tipinden, ya dilinden, ya da kültüründen anlaşılır. Son ikisi daha önemlidir. Çünkü çekik gözlü [B]Türkler[/B] olduğu gibi, sarışın Avrupa tipli [B]Türkler[/B] de vardır.

Şimdi insaf ile söyleyin, Kürtler tip itibariyle Avrupalı'ya mı, Arab'a mı, Fars'a mı, yoksa biz Türkler'e mi benzemektedir?..

Kürtçe telaffuz, kelime ve gramer açısından Arapça'ya mı, Farsça'ya mı, Almanca'ya mı, yoksa Azeri Türkçesi'ne mi yakındır?

Yine göçebe Kürt kültürü İngilizler'e mi, Araplar'a mı, Hintliler'e mi yoksa Türkmenler'e mi benzer?.. Zaten Nikitine ile Marr dahi bunu kabul ediyor.

Hiç bir gerçekçi araştırma, bu sorulara Türk'ten başka cevap bulamaz!..

Onun içindir ki, Bender'in Kürt ayırımcılığına temel tuttuğu İslam Ansiklopedisi'ndeki Kardaka bahsini de, en iyi Edip Yavuz açıklamıştır.

Bender'in bir kaynağı da Hoybun teşkilatının yayınıdır ki, bu cemiyet maskeli bir Kürt-Ermeni örgütüdür, Asala veya Taşnak'tan farkı yoktur, üstelik iddialarına hiç bir delil getirmez.

Bender, sonra Guti kralı [B]Tirikan[/B]'dan (Diri Kan), Kassit kralları [B]Karaindaş[/B]'tan, [B]Kadaşman[/B]'dan bahsediyor. (Teori, aynı sayı)

Ama bu adların [B]Türkçe[/B] olarak kabul edildiğini bilmezden geliyor, saklıyor!

Atı ilk kez Kürtler'in binek hayvanı olarak kullandığını iddia ediyor, ama dünyaya en çok yayılmış milletin neden Kürtler değil de, Türkler olduğu sorusuna açıklama getirmiyor!

Dr. Bender, Türk düşmanı olan, ama Şehnâme adlı eserini bir Türk hakanının teşviki ve hoşgörüsü ile yazmış bulunan Firdevsi'ye dayanarak, Kassit devletinin Cemşid devleti olduğunu, ve Kürt olduğunu öne sürüyor. (Teori, aynı sayı) Ama Şehnâme'de Kürtler hakkında ne dendiğini yazmıyor!

Firdevsi elbette önüne geleni Fars gösterme çabasına girecekti. Cemşid ise genelde bir Fars efsane kahramanı olarak bilinir.

Ama o tarihlerde Farslar bölgede değildi ki!.. Öte yandan Kürtler Fars olmayı kabul etmezler.

Ama o bölgede hem Aryan (Iranian) olup, hem Fars olmamak mümkün değildir... Velhasıl o da işi çözmüyor!

Kaldı ki, Firdevsi'nin bahsettiği Cemşid ve Feridun meselesini biz ilerde ele alacak ve gerçek yönünü açıklıyacağız. (Bakınız: TAHİR TÜRKKAN'IN TARİH NOTLARI - 3. BÖLÜM: DÜNYA MEDENİYETİNDE TÜRKLER'İN PAYI)

Bu arada Kürtler'i savunmaya soyunan aslı [B]Türk[/B] yazarlardan İsmail Beşikçi "Kirveliğin Türkler'e ait bir âdet olduğunu belirttikten sonra, bir çok Türkmen boyunda kirveliğin bulunduğunu, ancak Alikan aşiretinde olmadığını, bir tek Alikanlar'da rastlanmadığını" söyler. Bu durumun bir istisna olduğunu ima eder.

Aynı yazar Alikanlar hakkındaki ikinci eserinde, "Doğuda Bir Kürt Aşireti" diyerek fikir değiştirir, Türkmen dediğini Kürt yapar!..

Öte yandan pek çok ayırımcı Kürtçü yazar "kirveliğin sadece Kürtler'e mahsus bir gelenek olduğu"nda ısrar ederler!.. Kürt iddiaları hep böyle çelişkiler ile doludur. (Bakınız Cemşid Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı)

Anadolu'daki Kürtler'in büyük çoğunluğu, bariz özelliği dağınık konar-göçerlik olan, bu yüzden de devlet ve medeniyet kuramamış Türk aşiretleridir. Bir kısmı Arap (Urfa-Mardin civarı, Suriye) ve Ermeni asıllı (Erzincan civarı, Ermenistan, Azerbeycan) Kürtler de vardır. Onlar da dağınık ve karmaşık özellikler taşırlar. Hatta Yahudi asıllı (İsrail'de, Kuzey Irak'ta, Barzanî aşireti yahudidir) Kürtler bile vardır. Ve tabii Fars asıllı (Hakkâri civarları, İran) Kürtler vardır.

Bu ayıp değildir... Biz gene onları kendimizden sayarız. Tabii bölücülük ve ayırımcılık yapmadıkça!

Ama Cemşid Bender ayırımcılık uğruna M.Ö. 3000'lerden M.Ö. 500'lere kadar Kürtler'e Guti, Kurti, Kassit, Subari, Mitani, Khaldi, Muşki, Nayri, Kardu, Med gibi devletler kurduruyor!.. Ve Kürt dönemini Pers kralı Sirus'un Anadolu'yu işgali ile bitiriyor. Sirus'un Kürt dili ve edebiyatını çalarak İran halkına malettiğini öne sürüyor!..

Ancak ilk 2500 yıl içinde bu kadar aktif, bu kadar medeni ve bu kadar güçlü olan Kürtlerin, neden o tarihten zamanımıza kadar geçen 2500 yıl içinde, bir tek devlet bile kuramadıklarına hiç değinmiyor!.. Daha önce kurulmuş olan o şanlı, şerefli, heybetli, haşmetli, muazzam, muhteşem (!) Kürt devletlerinden neden bir tek bile dikili taş kalmadığını açıklamıyor!

Öte yandan Türkler'in Nuh Peygamber'den bugüne hiç devletsiz kalmadıkları gerçeğinden söz bile etmiyor!

Sadece bu husus dahi bütün Kürt ayırımcı teorilerini çürütmeye yeter!

Cemşid Bender ve Kürt ayırımcılar, "Kürt serdarı" dedikleri Selahaddin-i Eyyübi'ye de sahip çıkarlar... Kendisi, Selçuklu Türk Hakanına bağlı bir bey idi. Öz-be-öz Türk'tü!

Selâhaddin-i Eyyübî, Azerbeycan'da Gence çevresinde Şeddadiler hanedanını kuran büyük dedesi Şeddad oğlu Mehmed'in soyundan gelir, dedesinin adı da [B]Kartuk[/B] olup [B]Türk[/B]'tür. Ağabeyinin adı [B]Turanşah[/B], kardeşlerinin adı [B]Tuğtekin[/B] ve [B]Böri[/B] idi!.. Dayısının adı Şahabeddin Mahmud bin [B]Tüküş[/B] idi!.. Annesinin Türk olduğu [B]Tüküş[/B] adından anlaşılır!.. Eşlerinden biri Unar Bey'in kızı Amine Türk'tü... İki eniştesi de Türk'tü!.. Biri Unaroğlu Sadeddin Mesut, diğeri Muzafferüddin [B]Gökbörü[/B] idi!... Acem diyarında yaşamalarına, İslam etkisinde olmalarına rağmen, adları [B]Türk[/B] damgası taşırdı!..

Ordusundaki komutanların adları da [B]Türkçe[/B]'dir. [B]Bahaeddin Karakuş[/B], [B]S. Karakuş Tekavi[/B], [B]İzzettin Cavlı[/B], [B]Şarimüddin Kutluova[/B], [B]Sungurel Halati[/B]'dir, hepsi [B]Türk[/B]'tür...

Öte yandan devrin şairlerinden İbn Sena-ül Mülk, Haleb'in fethi üzerine yazdığı şiirde mealen:

Arap milleti [B]Türkler[/B]'in devletiyle yüceldi
Ehl-i Salip Eyyüb'un oğlu tarafından perişan edildi!

der ki, kurulan devletin Türk olduğunu açıkça göstermektedir. Devlet'in halkı çoğunlukla Arap'tır. Orduda Kürtler'den askerler vardır, ama çoğunluk Türkler'dedir. Minorsky bile böyle der. Bayrağında Selçuklular'da, Artuklular'da ve Mengücekler'de olduğu gibi Karta vardır! (Ali Tayyar Önder, TÜRKİYE'nin Etnik Yapısı, 2007, sf. 177 / S. Ahmet Arvasi, Doğu Anadolu Gerçeği, TÜRK Kültürü Araştırma Enstitüsü, 1983... Bu kitabın yazarı da, ayırımcılara göre Kürttür. Ancak ülkemizdeki herkes gibi Türk'tür!)

Kürt Teavün Cemiyeti'nin kurucusu ve Kürtçülüğün baş savunucularından Dr. M. Şükrü Sekban, 1933'de Paris'te yayınladığı "La Question Kurde" adlı kitabında, bu adı verdiği toplulukların [B]Turanî[/B] yani Türk kökenli olduğunu itiraf etmek zorunda kalmıştır!.. (M. Şükrü Sekban, Kürt Meselesi, 1979 sf.17)

Sosyalist görüşün temel dayanaklarından biri olan "ilk toplumların anaerkil olduğu" teorisine de el atan Bender, Kürtler'in ne kadar anaerkil olduğunu anlatmaya çalışıyor. (Teori, sayı 10)

Ama devlet kurduğu öne sürülen Kürtler'de kadın liderler için tek bir kelime bile bulunmaz iken, TÜRK devletlerinde Hakan'ın yanında Hatun'un yer aldığını, Ece'nin Prenses demek olduğunu unutmuş görünüyor!..

Eski Yunan edebiyatını bile etkilemiş olan Amasya yöresinde yaşamış Amazon savaşçılarının Türk kökeninden ise, haberi bile yoktur!.. (Adile Ayda, Türklerin İlk Ataları; Edip Yavuz, aynı eser)

Velhasıl, Cemşid Bender'in bütün gayretleri boşa gitmiş, "5000 yıllık Kürt tarihi" diye yazdığı 250 sayfalık incecik kitap palavradan ibaret kalmıştır!.. Halbuki bir tek Osmanlı tarihi için Türk Tarih Kurumu'nun her biri 400-600 sayfa olan 13 ciltlik yayını vardır!

[B]İkinci Kısım[/B]

Yenisey'de Elegeş Suyu'nun sol kıyısındaki bu anıt mezarda şu kitâbe vardır:

"Kürt El-Kan Alp Urungu, altunlug keşigün bantım belde,
Elim dokuz kırk yaşım."

3.20 m. boyundaki taşın üzerindeki bu satırların anlamı

"Kürt halkının hanı Alp Urungu'yum....
Altınlı okluğumu belime bağladım,
devletim oldu... 39 yaşında öldüm."
şeklindedir.... [B]Elegeş Türkleri[/B] arasında böyle bir Kürt oymağı olması, ve çok ötelerde Macarlar arasında başka bir Kürt oymağı bulunması, Kürtlerin [B]Turanî[/B] olduğunun en büyük delilidir!

Elegeş anıtında geçen Alp Urungu adı Gök-Türkler'in Çin esaretinden kurtuluşunu anlatan Kürşat Destanı'ndaki 40 kahramandan birinin adıdır. Aynı kişi midir, bilinmez.

Kürt kelimesi, Divan-ı Lugat-ıt Türk'te (1073) "kar yığını" dışında, "dallarından yay, kamçı, değnek gibi nesneler yapılan kayın ağacı" olarak geçer. Ayrıca "sert ses" anlamında "At arpayı kürt kürt yedi" cümlesini verir.

Biz Kürt diye bir aşiretler topluluğunun olduğunu asla inkâr etmiyoruz!

Bizim itirazımız, Anadolu'daki çeşitli aşiret ve gruplardan olan bu insanların "kürt" adı altında birleştirilip, biz Türkler'den koparılmak istenmesinedir... Bunu asla kabul etmeyiz!..

Yalnız hemen belirtelim ki, Elegeş Kitâbesi'ndeki Kürt boyu ile, bugün Anadolu'da yaşıyan "kürtler", aynı değildir!.. Kelime de aynı anlama gelmez!

Kürt kelimesinin açıklaması, en azgın Kürtçüler tarafından dahi yapılamamaktadır.... Çünkü Kırmanç, Zaza, Lur, ve Kalhur ağızlarında böyle bir terim yoktur!..

Halbuki Türkçe'de Ker, Kür kelimelerinin çeşitli anlamları vardır, ve bu anlamlar Kürtler'e uymaktadır. Her iki kelime de Güçlü, Kuvvetli, Dayanıklı anlamlarına gelir. Ortaasya'da bu anlamda kullanılmıştır.

Kelimenin türevleri de Kar'la ilgilidir. Kalın Kar Tabakası anlamı, Anadolu'nun dağlık ve karlı bölgelerinde yaşıyan bu sert mizaçlı Türkler'e çok uymuştur.

900'lü yıllardan itibaren Anadolu'da Türkler ve Araplar arasında "kürt" kelimesi Ortaasya'daki boy adı olarak değil; önce bu yukarda verdiğimiz anlamlarda, sonra da dağ göçebeleri anlamında kullanılmıştır... Ve sadece Türkler için değil; Farslar'ın, Araplar'ın hatta Ermeniler'in, Yahudiler'in oraya buraya dağılmış grupları için kullanılmıştır. Bu yüzden "kürt" kelimesi, uzun yıllar hitap edilenlerce bir ad olarak benimsenmemiştir.

Son yıllara kadar da bu insanlar kendileri için bu tabiri kullanmazlardı!.. Kullananlara da için için kızarlardı. Çünkü "Kürt" lâkabı, onlara başkalarının taktığı, anlamında bir derece küçümseme ve hor görme ifadesi gizli olan bir ad idi... Onlar kendilerine Kırmanç, Zaza, Dersimli demeyi veya aşiret adlarını kullanmayı tercih ederlerdi.

Peki, o takdirde Orhun kitabelerindeki Kürt adı, ve Macar boyları arasındaki Kürt oymağı neye işaret etmektedir?..

Türkler ur, uruk, ulus, soy, boy, oymak, oba kelimelerini değişik büyüklükteki grupları ifade etmek için kullanırlar. Uruk, Ulus'tan küçük; Boy'dan büyüktür. Prof. Mehmet Eröz şöyle der:

"Kürt uruğu'nun; Batı Hunları, Göktürkler, Çiğil Türkleri, Kuman Türkleri ve Oğuz Türkleri ile aynı boylar arasında zikredilmesi mühim bir noktadır."

Yani Ortaasya'daki Kürt uruğu oldukça büyüktür.

Ancak bu uruk bölücülerin sahip çıkmaya çalıştığı [B]Karduklar[/B] değildir!. [B]Karduklar[/B], M.Ö.7. Asırda Issıggöl çevresinden kalkıp batıya göç eden [B]Saka (İskit)[/B] [B]Türkleri[/B]'nin bir koludur! Ksenophone da onları M.Ö. 400'lerde Doğu Anadolu dağlarında bulmuştur!.

[B]Sakalar[/B] doğudan ve Karadeniz'in üzerinden dolaşıp batıdan Anadolu'ya girmişler, bir kol da Hazar Denizi civarına yerleşmişti.

Daha iyi bir ifade ile, o dönemde Karadeniz ve Hazar birer TÜRK gölü olmuştu.

Kimsenin üzerinde durmadığı bir husus vardır... Herkes [B]Herodot[/B]'un (M.Ö.490-425) Anadolu'da görülen İskitler'den ve İskit-Pers savaşlarından bahsettiğini bilir.... Ondan 50 yıl sonra yaşamış olan [B]Ksenefon[/B] ise, [B]Onbinlerin Ricati[/B] adlı eserinde Karduklar'ı anlatır!..

Titiz bir araştırmacı olan Herodot'un [B]Karduklar[/B]'dan söz etmemesinin bir tek sebebi vardır: O tarihte Karduklar yoktu!...

Çünkü o tarihte bölgeye yerleşenler Saka-İskit diye biliniyorlardı!.. Sonradan yaşadıkları bölgeye izafeten Karduk adını almışlardır.

Sakalar, Çin'den Tuna'ya kadar Kafkasya ve Anadolu dahil, hakimiyet kurmuşlardır.

F. Kırzıoğlu'na göre Sakalar yerleştikleri bölgelerde şu boylara ayrılmışlardı:

- Albanlar : Darbent, Bakü ve Şirvan dolaylarında (şimdiki Arnavutlar'ın atalarıdır,
sonradan Balkanlar'a göç etmişlerdir.)

- Sakasınlar : Karabağ, Gence dolaylarında

- Gagarlar : Borçalı, Şamsol, Ahılkelek, Ahıska, Ardahan, Göle dolaylarında

- Tavlar : Olur, Oltu, Narman, Tortum, Yusufeli dolaylarında

- Hesperitler: İspir dolaylarında

- Pasianlar : Bingöller, Arpaçay, Kars, Kağızman, Pasinler dolaylarında

- Paktuklar : Van Gölü'nün güneyi, Dicle'nin doğusu dolaylarında

- Karduklar : Hakkâri, Zap Suyu dolaylarında

M.Ö.400'lere ait bu ikinci Karduklar, M.Ö. 2000'lerde iki Sümer eşiktaşında geçen Kardaka (Kardu)'dan farklı bir Türk boyudur. Kardaka halkından "Su Taifesi" diye bahsedilmesine rağmen, Kürt ülkesi olarak gösterilmiş, daha sonra Karduk ile bağlantı kurulmaya çalışılmıştır.

M.Ö. 401'de Ksenephone'un sözünü ettiği Dicle'nin sol tarafı ile Cudi Dağı arasında yaşayan Kardular hemen "kürt" sayılmıştır. Karduk ülkesi, M.S. 1.yüzyılda Strabon'un eserinde Gorduaia diye, M.S. 2. yüzyılda Ptolemeus'un eserinde Gorduaia, M.S. 4. yüzyılda Cassius ve Marcellinus'un eserlerinde Korduen diye geçer. Bazı kaynaklar bu kelimeyi Gordyene, Gordya, Gortu, Cortuk, Korduk, Gortik, Gortrik şeklinde yazarlar.

Aslı Saka olan bu topluluğun, nasıl bu kadar kısa bir sürede ad alabildiği hususu akla gelirse, önümüzde tesbiti son derece kolay bir tarihî hakikat olan Özbek misali vardır.

Özbekler, sadece 500 yıllık bir millettir. Timur İmparatorluğu'nun dağılmasıyla (1400'ler) oluşan Altunordu Devleti emirlerinden Emir Özbek'e bağlı olan halk, sonradan Özbek diye bilinmiştir. Bu ad Selçuklu ve Osmanlı'dan farklı değildir. 1290'de "Selçuklu" sayılan Söğüt halkı, 1300'lerde Osmanlı diye bilinir olmuş; 1400'de bütün dünya Anadolu devletini bu adla tanımıştı.

Chamoy, yukarıda sözünü ettiğimiz "Şerefnâme" tercümesine yazdığı önsözde, "Kürdistan" diye adlandırılmak istenen bölgede tarih boyunca şu grupları sayar:

- Ahameniler'e bağlı Ermeni Havkan (Hanedanı) devleti,
- Büyük İskender,
- Arsakiler (Ermeni diye bilinir),
- Antoniu ile Kleopatra'nın oğlu Aleksandros,
- Kâh Partlar'a, kâh Romalılar'a tâbi olan Arsakiler,
- Ardeşir ve Şapur Sasanileri,
- İmparatoru Galerius'tan İmparator Jovanius'a kadar Bizanslılar,
- Tekrar Sasaniler,
- İmparator Theodosius,
- Sasaniler'e tâbi Arsakiler (Ermeni diye bilinir),
- Tekrar Bizanslılar,
- Araplar,
- Arap İslam Devleti'ne tâbi Ermeni Artzruni prensleri,
- Mervaniler,
- Ahlat, Diyarbakır ve Erzurum'da Şaharmenler sülâlesi,
- Ani'de Şeddadiler,
- 11. yüzyılda Bizans ve Selçuklular,
- 13. yüzyıllarda Moğollar,
- 15. yüzyılda Timur,
- Akkoyunlular,
- Karakoyunlular,
- 16. yüzyılda Osmanlılar

Bunlardan hiç biri "kürt devleti" değildir!..

Prof. Kırzıoğlu'na göre, Küçük Arsaklılar (Ermeni Arsakiler diye de geçer) kralı 2. Tiridat Han'ın
(M.S. 287-325) kâtibi Romalı Agathangelos'un bir çok Arsaklı beyliği gibi, Korduk Beyliği'nin de Torkom, Torkomon (Türk) olduğunu yazar. (M.F.Kırzıoğlu, Her Bakımdan Türk Olan Kürtler,
sf. 50-60)

Kırzıoğlu'nun bu ifadesine kaynak olarak gösterdiği Khorenli'ye göre Agathangelos ayrıca Ermeni dile bilinen "Arsaklı ülkesinde Hıristiyanlığı yayan kişinin Horasan kökenli Türkmen Suren Bahlav ailesinden Anak Beg oğlu Işıksaçan ünvanlı Aziz Greguvar olduğunu, bu dini kral 2. Tiridat'ın 305 yılında kabul ettiğini, Kortuk Beyliği de dahil olmak üzere bölgedeki 16 satraplığın kısa sürede Hıristiyan didine geçtiğini" belirtir.

Bu bilgiler sadece Karduk/Kortuk Beyliği'nin değil; Ermeniler'in de aslen Türk olduğunu, ama Hıristiyan Türk olduğunu, Arsaklılar'ın Hıristiyanlığı kabul etmiş bir Türk boyu olduğunu gösterir!.. Zaten Ermeni vatandaşımız Levon Dabağyan da eserlerinde aynı şeyleri söylemektedir!

Ünlü araştırmacı Deguignes, "Hunlar'ın, Moğollar'ın ve Tatarlar'ın Tarih-i Umumisi" adlı eserinde şöyle demektedir:

- "Hakkında pek az malumat olan bu millet (Türkler) el yevm, Gurşistan vilâyetinin dağlarla, yalçın kayalarla muhat bir vilâyeti olan Kardu el kurbunda Çar namı altında altında payidar olmaktadır."

Gurşistan, guristan, yani Gur Türkleri'nin diyarıdır. Bir kolu Kalaçlar, daha sonra İran'da hüküm sürmüşlerdir. Kardu El ise Kardu ili, yani Kardu ülkesi demektir. Böylece Türk ismi Kardu ve Gur ile birlikte telâffuz edilmektedir. Divan-ı Lugat-ıt Türk'te Kardu kelimesinin arşılığı "zemheri sırasında suda yüzen fındık büyüklüğünde buz parçaları" diye geçer, gene Kar'la alâkalıdır. Kaldı ki, orta asya'da Tiyenşan dağlarının güneyinde Hami Tatarları'nın yaşadığı Karduk köyü vardır. Horasan Türkistanı'nda Özbekler'in Kongurat boyunun 5 oymaklı Kancakalı kolunun bir tiresinin adı Kurtuk'tur!.

Kürtler ancak Türkler'le bütünleşirse, Gurlar'a ve Karduklar'a sahip çıkabilirler!

Yani Karduklar'a sahip çıkıyorsanız, Karduklar Saka boyundandır, Türk'tür, o zaman Türk olduğunu kabul etmek gerekir!.. Yook, "Ben Karduk soyundanım, ama Türk değilim," diyorsanız, o zaman tutarsızsınız, ne Karduk'sunuz, ne de bir tarihiniz vardır!.

"Anadolu'ya 1071'de geldiniz, biz binlerce yıldır buradaydık" diyerek topraklarımıza sahiplenmeye kalkan bölücü hainler bilmiyorlar ki, asıl biz binlerce yıl önceden beri bu topraklarda varız. Kendileri sanki gökten zembille indiler!.. Nereden geldikleri, kimin soyu oldukları belli değil. Bir tekdikili taşları yok!.. Ama bizim Sümer, Elâm, Saka(İskit),Kimmer, Oğuz olarak hem adımız, hem eserlerimiz var.

Meselâ:

- Sakalar'ın bir kolu olduğunu belirttiğimiz Kardular (M.Ö. 400'ler), Diyarbakır-Çermik'te Kardu köyü, Adıyaman merkezde ve Mardin-Savur'da Kardı köyleri ile,

- Sakalar'ın varlığı (M.Ö. 600'ler) Siirt-Beytüşşebab'ta ve Van-Ahlat'ta Saka ve Sak köyleri ile,

- Hunlar'ın varlığı (M.S. 200'ler) Erzincan-Lardusu'da, Elâzığ-Palu'da, Bingöl-Gölhan'daki Hun köyleri, Muş merkezdeki Hunan, Artvin-Yusufeli'ndeki Hun-Gimek köyü ile,

- Avrupa Hunları'na bağlı Ağaçeriler'in varlığı (M.S. 466) Tunceli-Malazgirt'teki Haçeri, Haçeri Süfla, Haçeri Ülya köyleri ile, Kıpçak, Kuman, Kimek Türkleri'nin varlığı Diyarbakır-Silvan'da Goman-Tahtani köyü, Elâzığ-Malazgirt'te Koman köyü, Tokat merkezde Kuman köyü, Malazgirt-Pötürge, Erzincan-Kığı'da Kimek ve Sivas Hafik'teki Kıpçak köyleri ile belgelenmiştir.

7. Yüzyılda yaşamış olan Ermeni tarihçi Moisey, ünlü eseri "Ağvan Tarihi"nde Doğu Anadolu halkının Türk olduğunu şöyle ifade eder:

- "Bu topluluklar uzun saçlı, zehirli ok atan kimseler olup, taştan koç ve at heykelleri yontmakta çok usta idiler. En büyük ilahlarına [B]Khan-Tengri[/B] derler."

Ortaasya'da da çok yaygın olan bu tarz Koç ve At heykelleri Türkler'in Tamğa'sıdır, mührü her yere vurmuşlardır! Bingöl, Tunceli, Van, Bitlis, Elâzığ, Erzincan, Diyarbakır, Ardahan, Iğdır, Kars, Malatya gibi illerde de görülür!

Abbasiler, 700'lerden sonra güneyden başlayıp Malatya, Adıyaman, Erzurum'a kadar Sugur (Uç Beyliği) kurmuş, buralara yoğun Türk nüfus yerleştirmişlerdir. Gelen Türk komutanların adları da bellidir. Nusayriler işte bu dönemde ortaya çıkmış Şii bir mezhebin mensuplarıdır. Bizanslılar da buna karşılık bölgeye Balkanlar'dan getirdikleri bir kısmı hıristiyanlaşmış Uz, Kuman, Peçenek, Bulgar Türkleri'ni yerleştrmişlerdir. Malazgirt Savaşı'nda bu Türkler, karşıda soydaşlarının sancaklarını görünce Alpaslan'ın safına geçmişler, zafer kazanılmasını kolaylaştırmışlardır.

Hunlar, Suriye-Irak bulunan Dura-Evropos yazıtları ile de belirlendiği gibi, bölgeye Kapgan, Topçak, Tarkan Beg, Kubat, Kurtak, Basık isimli komutanlarla M.S. 3. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya bir çok kere girip çıkmışlar, Azerbeycan'dan Kudüs'e kadar uzanmışlardır.

Bizans Kayzeri Konstantin Proifiregenetos, 950 yılında yazdığı "Devlet İdaresi" isimli kitapta Karadeniz'in Kuzey Batısı'nda misyonerlik yapan Ortodoks papazların raporlarına dayanarak, oradaki "7 boyun hepsinin Türk, ve bu boylar içinde en güçlülerden birinin de Kürt isimli boy olduğunu" belirtir. "Kürdistan" nere, Romanya nere?.. Kendini Türk saymayan Kürtler oraya gitmediğine göre, bu boy Türk'tür, ve Türkler, Romanya'ya gittiği gibi Güneydoğu'ya da Saka, Uz, Peçenek, Kuman olarak gelmiştir!

Dr. Mahmud Rişvanoğlu, Prof. Bahattin Ögel, Prof. H.D. Yıldız, Prof. Mehmet Eröz, Prof. B. Kodaman, Prof Abdülhaluk Çay, Prof. T. Gülensoy, Mehmet Şerif Fırat, Edip Yavuz, N. Sevgen, Şükrü Seferoğlu, Ord. Prof. H. Velidi Togan, Prof. Aydın Taner, Hayri Başbuğ Kürtler'in Türk olduğunu belirtirler... Prof. M.F. Kırzıoğlu,

- "Yukarı Yenisey'den Orta-Tuna yöresindeki Macaristan'a kadar Türk-Oğuz bölgeleri ile atlı göçebe Türk urukları arasında Kürt ve Kürdak adını taşıyan, anadili Türkçe topluluklar yaşayagelmiştir."

- "Bunun gibi, Türkeli (Türkistan) ülkesini ikiye ayıran Tanrı Dağlar'ndan (Tiyenşan) Fırat'a değin bölgelerdeki İran'a komşu bulunan Kürt adlı kavimler de, tarihte tanındıkları çağlardan beri Bakalı (İskit) Oğuz, Türkmen soyundan ve onların kalıntılarıdır," der.

Hive Hanı Ebulgazi Bahadır Han, 1661'de yazdığı "Şecere-i Terâkime" (Türkler'in Soy Kütüğü) adlı eserinde bir Türk oymağı olarak Kürtler'i anmıştır... Bu Kürtler, Hazar Denizi'nin doğusunda Ulu Balkan ve Kiçi Balkan bölgesinde yaşayan Ensarî Türkmenleri'dir. Ebulgazi Han, "Khizir Eli oymakları içinde bir boya Kürtler derler. Anlar, Kızıl Çura'nung neslinden tururlar," diye yazar.

Gunnar Canning, ki Afganistan araştırmalarıyla meşhurdur, Türkiye'de "kürt" olarak bilinen Mukriler'i Tumonoviç'e dayanarak Gökmen Türkmenleri'nden sayar!

Ord. Prof. Z.V. Togan, "Afganistan'ın kuzeyinde bir zamanlar Karluk Devleti bulunduğu, bugünde Karluklar'ın yaşadığı bölgede Kend-i Kürt diye bir köy olduğu"nu yazar... (M.F.Kırzıoğlu, Dağıstan, Aras Dicle... Türk Boylarından Kürtler, sf. 8) [B]Karluk[/B] kelimesi de [B]karlı[/B] bölgelerde yaşayan Türkler'in boyudur, tıpkı [B]Kürt-Kürtük[/B] kelimesi gibi [B]kar[/B] ile alâkalıdır.

Oğuz Han Destanı'nda Olcay Han'ın kışlağının adı Kürt Tag'dır. Asya'da TÜRK hakanlarının bir çok kışlak, hatta yaylak adıda "Kürt" adı taşır. (Ord. Prof. Dr. Z.V. Togan, Reşiüddin Oğuznâmesi, sf. 17)

Hem Azerbeycan'da, hem de Macaristan'da yaşayan ve "kürt" olarak bilinen Senekli (Mac Senel) isimli oymağın Başkurt Türkü'dür. (Prof. Zeki Velidi Togan, Hatıralar, 1969, sf. 7) Bizce Ortaasya'da Başkırdıstan özerk bir cumhuriyeti olan Başkırt-Başkurt Türkleri'nin mutlaka Kürt uruğu ile alâkası vardır, ve büyük ihtimalle Başkürt (Kürtler'in önde geleni) kelimesinin değişmiş halidir.

Doğu Türkistan-Kaşgar'dan gelerek Erzurum, Muş, Bitlis Van dolaylarına yerleşen buralara Duru Beran adını veren Türk asıllı Mamık ve Konak kardeşlerin aşireti olan Mamıkonlular, Şerefnâme'de "Kürt" olarak geçer. Halbuki Ermenice metinlerde Makukonyan olarak belirtilen bu aşirete, Turkom (Türk) denilmektedir. (Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Her Bakımdan Türk olan Kürtler, sf.59)

Macaristan ve Slovakya arasındaki bir ovanın adı Kürtos (Kürt Özü)'dür... Slovakya'nın Batasay Yarmat şehri kuzeyinde bir kent adı Nay-Kürtos ve bir derenin adı Kürtos'tur... Macaristan'ın Romanya'da kalan parçasında Kurtya (Kürt Yurdu) diye bir kasaba vardır. (Dr. Mahmut Rişvanoğlu, Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, sf. 30) ... Bizim Kürtler Macaristan'a, Slovakya'ya, Romanya'ya sefer düzenlemediklerine göre; oraya giden de, Güneydoğu'ya gelen de Türk boylarıdır!

Macaristan-Budapeşte yakınında bir kasabanın adı Kürt'tür... Slovakya'nın Tuna'ya karışan Gran Çayı adını Guran'dan almıştır. Çünkü bu çayın karşısındaki kasabanın adı Gür Kürtos'tur!.. (Rişvanoğlu, aynı eser, sf. 30-31)

Macar âlimleri eski Macar kabilelerinden Kürt-Gyar-Mat kabilesinin adını, Elegeş Kitâbesi'ndeki Kürt kabile adıyla birleştirirler, Zaten bugünkü Macaristan'da 30 kadar "Kürt" köyü mevcuttur

Çek Prag Üniversitesi profesörü Dr. Yusuf Blavkoviç, "(Eski) Çekoslavakya'daki 10 köyün isminin Kert-Kürt olduğunu, bunların Macaristan'a yerleşmiş Türk asıllı bir boydan geldiğini, kelimenin de Kar Çığı anlamında olduğunu" söyler. (Rişvanoğlu, aynı eser, sf. 11)

Öte yandan Gök-Türk diye bilinen Türk Devleti'nin temelini On-Ok, yani On Boy diye bilinen Türkler teşkil ederdi... M.S. 630'da Göktürkler Çinliler'e mağlup olunca, Türkler başsız kaldı. Bir süre sonra doğudaki 5 boy Sarı Türgeş Devleti'ni kurdu. Batıdaki 5 boy ise Kara Türgeş Devletini oluşturdu.

Ancak ilki 716'da, ikincisi 756 yılında yıkıldı. Böylece bu On-Ok'a mensup Türkler kimi batıya, kimi güneye göçe koyuldu. Uzlar (Oğuz) ve Peçenekler böylece ortaya çıktı. Ergenekon Destanı, Oğuz Han Efsanesi bu dönemle ilgili sayıldı.

Bizce her iki olay da çok daha eskidir... Oğuz Han, M.Ö. 600 yıllarında aranmalıdır. Ancak 24 boya ayrılan ve bütün bölgeye yayılan Oğuz soyu ve adı, Bilhassa Göktürkler'den sonra duyulmuştur.

Macar Türkolog Rasonyi, Kuman Türkleri arasında Kurman isimli bir kabilenin bulunduğunu söyler ki, Kurmanç adının buradan gelmiş olması çok mümkündür.

Bugün Urfa bölgesinde "Badıllı" adıyla anılan ve Türkçe, Farsça, Arapça karışığı bir dil konuşan, kendilerine "Kürt" diye bir kavmiyet izafe eden aşiretler, Kanunî devrinde Oğuz boylarına mensuptular ve 40 oymaklık Beydili aşiretini teşkil ediyorlardı. Bu kırk oymaktan biri, 204 nüfuslu "Kürtler" oymağı idi.

Öyleyse, artık Anadolu'da 7. asırdan itibaren, yani bugünkü Kürt grupların menşeini tesbit edebiliriz.

[B]Anadolu'daki bütün gerçek Kürtler Bokht(an) ile Becene diye bilinen Oğuzlar'ın Üç-Ok kolundan, Gökhan ve Denizhan adlı İki Kardeş'ten türemişlerdir!.. [/B]

Oğuz Boyu listesinde Bokht, Boğd-Uz veya Bügdüz olarak geçer. Beçene (Beçen-Beçenevi) de yukarda sözünü ettiğimiz Peçenek Türkleri'nden başkası değildir!.. Güneydoğu Anadolu'daki yer ve aşiret adlarında bu özelliği görmek mümkündür.

Bohtan suyu ve bölgesi de adını Kürtçe'den değil, Bokht(an) Oğuz Boyu'ndan almıştır.

Hatırlayacaksınız, Oğuzlar'ın, İslam dinini araştırmak üzere Hz. Muhammed'e gönderdikleri elçinin adı Boğduz-Aman idi. (610-632 arasında) Bu kişi Oğuzlar'ın Üç-Ok kolundan Dengiz-Khan'ın 4 oğlundan Boğd-Uz'un İbeyi olduğu Kurmançlar'ın Amanuan sülâlesi temsilcisi idi!.. Kürt adının İslam belgelerinde 7. asırdan sonra görülmesi bu yüzdendir. (M.F. Kırzıoğlu, Her Bakımdan TÜRK olan Kürtler, l. Bölüm, sf. 60)

Kurmançlar ise Avrupa'ya da yayılmış olan Kuman Türkleri soyundandır.

Ancak şunu kabul etmeli ki, ORHUN kitabelerinde adı geçen Kürt Uruğu'nun Anadolu'ya intikal eden bir kısmı var ise, ancak Boy, belki de Oymak denecek kadar küçük bir kısmı idi. 9. Asırdan sonra kafileler halinde gelen Türkmenler ile kıyaslanamıyacak kadar az sayıda idiler. Diğer aşiretler arasında eriyip gitmişlerdir.

Boğdüz, Beçene ve Kuman kolundan gelen aslı hıristiyan Uz, Peçenek ve Kuman Türkleri olan gruplar ise, yaşadıkları Dağlık ve Karlı bölgeler dolayısıyla Türkçe bir kelime olan "Kürt" adıyla anılmaya başlamışlardır.

Bu gruplar 700'lerden 1500'lere kadar hiç önemsenmedikleri gibi, 1520'de de sayıları ve siyasi etkileri ile değil; sadece dağlık coğrafyanın yarattığı engel ile Yavuz Sultan Selim'den bazı haklar elde etmişlerdir... Bunlara sonra Bayat, Karakeçili, Akkeçili gibi diğer Oğuz soyundan Türkmenler katılmış, daha sonra bunlar Fars ve Arap etkisiyle birbirinden kopuk bugünkü Kürt aşiretleri haline gelmiştir.

Bunların içinde en enteresanı Koçgiri aşiretidir!.. Kürt olarak bilinen bu aşiretin adı, aslında Koçlu demektir, Ortaasya'daki Türkler, bizim Koç dediğimiz hayvana Koçgır derler!. Koçgırî de tıpkı Akkoyunlu, Karakoyunlu gibi Koçlu aşireti olur!.. Koca bir Türkmen aşireti zamanla "kürt" olup çıkmıştır!..

[B]Yani Anadolu'daki Şimdini Kürtleri ile Elegeş anıtında yer alan geçmişin Kürt boyu aynı değildir.[/B]
Aynı şekilde Asya'da kalan ve Macarlar ile birlikte Avrupa'ya göçen Kürt boyları da ana kütle içinde pek bir varlık gösteremişler, Oymak düzeyine inmişlerdir.

Zazalar diye bilinen grup, tamamen ayrı bir TÜRK boyu'ndan gelmektedir.

Ayrıca bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında, yani 1500'lerde Batı Anadolu'dan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya göç ettirilip yerleştirilen Türkmen aşiretler vardır ki, bunlar Dağlar'da Göçebelik ettiği için zamanla Kürt diye anılır olmuştur.

Hepsi zaman içinde Araplar, Farslar, Ermeniler, Süryaniler ve diğer Türk boyları ile karışarak, ve yüzlerce yıl hepsinin birbirinin üstüne yığılmasıyla oluşmuş, gayrımütecanis bir güruhtur.

[B]Kürt[/B] adı artık bir Türk Boyu'nun adı olarak değil; sadece Göçebelik ifadesi olarak kullanılmaktadır. Hem de sadece Doğu Anadolu Dağ Göçebeleri'ne has bir tabirdir.

Anadolu Ova Göçebesi ise [B]Türkmen[/B]'dir.. Güney ve Batı Anadolu Göçebesi ise [B]Yürük[/B]'tür.

Netice itibariyle, M.Ö 2000'lerin Karduklar'ı Türk kökenlidir, ama Kürt değildir....M.Ö. 500'lerin İskit kökenli Karduklar'ı Türk kökenlidir ama Kürt değildir... Ortaasya'da M.S. 700'lerde bir Kürt uruğu vardır ama, Anadolu'daki Kürtler o uruktan değildir...

Ancak ister Zaza olsun, ister Beçene, Boğdüz, Kurmanç olsun, isterse sonradan Kürt sayılmış diğer bir Türkmen aşireti olsun, şimdinin çoğu Kürtler'inin aslı Türk'tür!.. Başka hiç bir soyla ve ırkla alâkaları yoktur!..

Haa, sonradan kürtleşen başka milletlerden gruplar yok mu?.. Elbette var!.. Ermeni Kürdü, Arap Kürdü, Fars Kürdü ve hatta Yahudi Kürdü de var!..

Biz bu ülkede yaşayan herkesi bağrımıza basmışızdır!.. Ne yazık ki, bu karışık Kürtler'den bölücüler, ayırımcılar çıkmış, üstelik Türk kökenli Kürt aşiretlerini de kışkırtmaya kalkmışlardır.

29 Ocak 2008 Salı

Bir Yolculuğun Hikayesi

Öncesi :
Okula hocadan not dilenmeye gidiyorum, “Memlekete gitmeden bi kez şansımı deneyim de içimde kalmasın” diyerekten.
Konuşmak üzere hocanın odasına gireceğim, kapıya kadar gelip duruyorum, içeride birisi var. Otobüsün kalkmasına da pek fazla yok zaten, bir saate konuştum konuştum konuşamadım yalan olacak.
Yarım saat kapının önünde bekledikten sonra sıkılıp koridoru adımlamaya çıkıyorum tamda bu sırada ezelden beridir kıl olduğum bi eleman koridora diğer ucundan girip hocanın kapısının önüne dikilivermiş, arkamı dönünce fark ediyorum, derhal atılıyorum ancak kıl kapıyı açıp kafasını içeri sokuveriyor meğer içeridekilerin vedalaştığını duymuş. Zira o girerken diğer adam çıkıyordu.
Bana gülümseyerek kapıdan giren kılı evire çevire dövmek istiyorum ama nafile…
Konuşmaları dinliyorum, hava cıva, geyik muhabbeti gibi, hoca sustukça kıl bir şeyler soruyor. Eminim, amacı zaman geçirmek ki ben dışarıda sinirden patlayayım!
İçime, yağmur yüklü bir bulut misali kara ve yoğun bir nefret doluyor, kuşkum yok ki gözlerimin arasında şimşeklerde çakıyordur…
En sonunda kriz geçirmek üzereyken kıl odadan çıkıyor, hocayla birlikte. Adamın başka bir yerde mazeretlilere yapacağı bi sınav varmışta oraya gidecekmiş, tabii ki benim not isteme şansımda ortadan kalkıyor.
Kıl şişe dibi gözlüklerin ardında bana hain hain gülümsedikçe içimde bir şeyler kabarıyor, öfke çığ gibi, habis ve yoğun neredeyse ağzımdan çıkacak…
Elimden bir şey gelmiyor… Bu duygular içinde otobüsün yolunu tutuyorum….
Sırasında :
Oldum olası uzun süreler oturup kalmayı sevmem, duramam ki yerimde, kıvranırım, daralırım. Eskiler derler ya “Kıçında kurt mu var” diye, öyle işte. Yolculuğun süresine bağlı olarak üstel bi şekilde sinirlerim gerilir, rahatsız olurum, en ufak şeylere bile gelemez olurum. Ben böyleyim, o gün halihazırda bi sinirlilikte var zaten…
Nihayet an gelir ve otobüse binilir ancak seferin molasız olduğu fark edilmez. Başlangıçta çalan müzik hariç her şey çok güzeldir, yan koltuktaki eleman konuşmak istemez, kendi halindedir. Etrafta her şey sakindir, ortam loş ve uykuya elverişlidir ki çalan müzikte bunu desteklemektedir. Arabesk müzikten pek haz edilmez, zira hem iç daraltır hem de melodisi zevksiz gelir ancak o an uyunacağından iyi gelir bünyeye. Neyse ortam güzelliğiyle uykuya dalınır fakat 5 dk geçmeden, herkesten telefonlarını kapatmalarını rica etmiş olan muavinin cep telefonu çalar, açar konuşmaya başlar.(mağmaya gidesice :mal: )*
• *Yemek tarifi anlatır gibi anlatmaya son!: Net dahilinde nefret ettiğim, tiksindiğim ve piyasaya Mağmaya gitmek, mağmadan selam göndermek vb. gibi naçiz saçmalıkları katan itiraf.com bünyesinde itiraflar bu tarzda yapıldığından ve ekseriyetiyle lakayt ve gereksiz bulduğumdan dolayı.
Velhasıl kelam bunu sineye çekip uyumaya devam etmek istedim ve fakat 10 dk.lık uğraşın ardından
boynum ağrımaya başlayınca koltuğu yatırmaya karar verdim…
Koltuğu arkaya itiyorum, bir müddet sonra o beni öne itiyor, yayı mı bozukmuş nedir sadece kazık gibi oturmaya izin veriyordu koltuk… Karnıma sinirden kramplar girerken “Neden ben?” düşüncenin arkasına “Ne zaman mola verecez a.k” düşüncesini ekleyip bi çözüme ulaşmayı umuyordum ama ve lakin bi sonuç elde edemedim nihayetinde de muavine sordum ; cevaben “Efendim seferimiz molasızdır” dediğini duydum…
“Şansımı sikiim…”
Bir saat kadar sonra balataları sıyırmak üzereyken Afyonda yolcu almak maksadıyla durakladık. “Efendim hemen kalkacaz” höykürüşleri arasında kendimi temiz havaya atıverdim, yıllar sonra özgürlüğüme kavuşmuş gibi temiz havadan derin bir nefes aldım ve kalan nefeslerimi de sigaramdan aldım.
Israrlar üzerine ancak yarısına kadar içebildiğim sigaramı atıp yerime döndüm. Yine de bi nebze olsun rahatlamıştım. Ne mutlu banaydı.
Yerime döndüğümde sağımdaki ve arkamdaki koltuklarda oturanların indiklerini ve yerlerine bir kadın-çocuk karışımının bindiğini esefle fark ettim..
Hava da kararmıştı artık, delicesine uyumak istiyorum ki çabuk bitsin yolculuk ama ne mümkün, arkamda bebek ağlıyor, karılar car-car konuşup duruyorlar, yanımdaki çocuklar birbirlerine bağırıp duruyorlar hele ki birisi sakızı cak-cuk ses çıkararak çiğniyor: hiç dayanamam bu yüzden babama bağırmışlığım vardır, kendimi kaybederim, elimde olmadan çakıveririm. Of Allah’ım, ama çocuk işte anası falanda var, sabret diyorum kendi kendime. Çocukların arkasında anneleri;
“- Bizim kız Almancayı 5 düşürdü teyzesi, di mi kızım? Esen, di mi kızım?
- Cak, evet annee…
- Bende 95 almıştım da hoca 4 vermiş, di mi Annee?
- Evet kızım, bizim kızda iyi bilir teyzesi..
.
.
.
- Di mi anne?
- Hıı?
- Zıt erenkööööy….
- ZUAHAHAHA (Ailecek)..”
Sanki dünyadaki tek zeki çocuk onların çocuklarıymış kalanların hepsi moronmuş gibi, çocukların her şeylerini övüyorlar, çıldıracam:
“- Teyzesi bizim kız bi sıçar, gözlerine inanamazsın, tam mükemmel bi silindir, yani bu kadar olur, her santimetresinde yarı çapı aynı, incelip kalınlaştığı yer bile yok.
- Bilmez miyim, bizim Derende öyle yani o boku al kıvır Sezar’ın kafasına taç yap vallaha çiçekten daha güzel yakışır… o boku al feslere püskül yap, o boku al halat yap, o derece muntazam… vıdı vıdı vıdı bikbikbik…
Yeter :lan:, iyi ki bi sikiştiniz, siz olmasanız Dünya mallara kalacaktı(!) bravo size, amk.larım.

Bende kayış koptu kopacak neredeyse, kendimi kaybedip hepsini bi temiz marizleyecem, aklımdan geçen o. O esnada yanımdaki eleman “a.k” ile başlayan bir cümle kurdu ki bu bana yalnız olmadığımı bildirdi ve cesaret kazandırdı. Aynı esnada araya ikinci kek-kola dağıtımı molası aldık, tam bana sıra geldiğinde yoldaki bir deliğin azizliğine uğrayaraktan muavin üzerime bir miktar kola döktü, kendimi kontrol ettim, ne de olsa insanlık hali olabilir yani…
Daha kolamı bitiremeden arkamdan bir öğürme sesi geldi, kendimi koltuğun ön tarafına zor attım ve Allahtan atmışım yoksa sırtım ensem vs. hep kusmuk olacak, çocuk annesinin değil benim üstüme kusuyor nasıl tutuyorsa artık çocuğu.
Yani gel de şuna sinirlenme, ne bir özür ne bişey, hala car-car konuşuyorlar, bir yandan kusmuk kokusu, sakız çiğneyen çocuk, kolanın yapışkan ıslaklığı, uykusuzluk, okuldan kalma sinir, bi de uyurken horlayan başka bi kadın, oturmanın meydana getirdiği daraltı, sigarasızlık… Gözüm karardı, kalbim sıkışıyor sinirden, elim ayağım titriyor. Parmaklarımı kemiriyorum, dudağımı ısırıyorum, sağa sola dönüyorum sırf bişey söylememek için, söylesem biliyorum tartışma çıkacak her şey daha beter olacak kendimi kaybedip istemediğim şeyler yapacağım…
Dakikalar yıl gibi geçiyor, saniyeleri sayıyorum ve sonunda Ankara’ya geliyoruz. O da ne, bi alkış kıyamet aldı başını gidiyor, “Yahu bu ne alkışı?” diye aklımdan geçiveriyor meğerse ulaştığımız için alkışlıyorlarmış, uçakta böyle şeyler olduğunu duymuştum ama otobüste olduğunu hiç duymamıştım, o gün şahit oldum.
Nihayet kendimi otobüsten dışarı attıktan sonra diyorum ki: “Artık bundan daha beteri valizim çalınırsa olur herhalde”… Eh Allahtan valizim çalınmamış sadece üstüne turşu suyu dökülmüş, leş gibi turşu kokuyor güzelim valiz. Yahu kardeşim niye insan bagaja turşu bidonu koyar ki? Yazıyor işte biletteki sözleşmede yasak olduğu, hadi koydun niye valizlerin üstüne koyuyorsun salakoğlu salak. Resmen şaka gibi, orada kalıpta itiraz etsem kesinlikle birbirimize girerdik, hayatımda ben bişeye bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum, sakız çiğnenmesi solda sıfır kalır, iğrenç kaderime söverek oradan uzaklaştım çünkü bitmiştim mücadele edecek gücüm kalmamıştı…
Sonrası :
Sonrasında ise eve gelip elbiselerimin turşuya basılmış gibi koktuğunu fark edince, gülmeye başladım sinirden, bu kadar terslik ancak bi insanı bulabilir. Anı mahiyetinde yazmaya karar verdim. Yazıda küfürler %99.999 azaltılmıştır. Bu arada italik yazılanlar benim o anda düşündüğüm şeyi ifade ediyor.

10 Ocak 2008 Perşembe